


Gastronomi yolculuklarında insanı en çok etkileyen şey, süslü tabaklar ya da iddialı konseptlerden ziyade o mekanın ruhudur. Kapısından girdiğiniz an Ahmet Bey’in ve ekibinin sizi samimiyetle karşılaması, içeride fırından yükselen o ekmek kokusuyla içinizi ısıtır; işte Arslan Sofrası tam da böyle dostane bir esnaf durağı. Ahmet Bey’in misafirperverliği ve işine duyduğu özen, mekandan içeri adım attığınız ilk anından itibaren kendinizi evinizde hissettiriyor.
Mekana adım atar atmaz gözünüz hemen fırının başındaki hareketliliğe takılıyor. Sıra sıra dizilmiş yumurtalı kıymalı pideler, incecik açılmış Trabzon usulü kapalı pideler ve nar gibi kızaran lahmacunlar... Odun ateşinin kokusu hamura öyle güzel işlemiş ki, daha masaya gelmeden iştahınızı kabartıyor. Çıtır kenarları, tam kıvamında hazırlanan iç harcı ve yanında sunulan buz gibi domatesli, marullu taze salatasıyla kelimenin tam anlamıyla bir ziyafet sunuyor.

Tezgaha şöyle bir göz attığınızda içinizi ısıtan o klasik esnaf lokantası zenginliğiyle karşılaşıyorsunuz. Güveçte ağır ağır pişmiş kurufasulyeler, lokum gibi et yemekleri, biber dolmaları, kızarmış patatesler, dumanı üstünde tüten çorbalar ve soslara boğulmamış, eti tam tadında sunulan o özlediğimiz sossuz eski usul tavuk döner... Yanına alacağınız bir porsiyon tane tane pirinç pilavı ya da makarnayla kendinizi Ahmet Bey’in o bereketli sofrasında hissediyorsunuz.


Esenyurt Orhangazi Mahallesi’nde, Kiptaş 3. Etap konutlarının hemen karşısında yer alan konumuyla mekan, mahalleliden yoldan geçen lezzet tutkunlarına kadar herkes için oldukça kolay ulaşılabilir bir noktada.
Yanında atıştırmalık gelen taptaze çiğ köftesi, güler yüzlü çalışanları ve yemek sonrası kapı önünde Ahmet Bey ile içilen o demli çay eşliğindeki sohbetiyle Arslan Sofrası; sadece bir şeyler yiyip kalkacağınız değil, mahalle sıcaklığını sonuna kadar yaşayacağınız çok özel bir mekan. Yolunuz Esenyurt’a düşerse fırından yeni çıkmış sıcacık bir pideye, sossuz eski usul tavuk dönere ve tezgahtaki güvece mutlaka şans verin.
|
|