
Özel Haber: Tevfik Bozdağ
İstanbul'da hızlı nüfus artışı, düzensiz kentleşme ve sanayileşmenin etkisiyle birlikte Marmara Denizi ve Boğaz'ın kıyı sularında ciddi bir deniz kirliliği sorununu beraberinde getirdi.Evsel atık suların yeterince arıtılmadan denize deşarj edilmesi, sanayi tesislerinden kaynaklanan kimyasal atıklar, deniz trafiğinden kaynaklanan yağ ve yakıt sızıntıları ile plastik atıkların denize karışması sonucu, hem deniz ekosistemini hem de şehrin kültürel ve ekonomik değer taşıyan kıyı yaşamını tehdit etmektedir.Özellikle 2021 yılında Marmara Denizi'nde büyük yankı uyandıran müsilaj (deniz salyası) krizi, yıllardır göz ardı edilen bu sorunun artık ertelenemez bir noktaya geldiğini gözler önüne sermektedir.Ancak sorunun büyüklüğü kadar dikkat çeken bir başka boyut da, vatandaşların bu konudaki bilinç düzeyinin yetersiz olmasından kaynaklanıyor.Toplumun büyük bir kesimi, günlük yaşamda attığı çöpün, kullandığı deterjanın ya da lastik atığının nihayetinde denizlere ulaştığının farkında değildir.Bu farkındalık eksikliği, bireysel sorumluluk duygusunun gelişmesini engellemekte ve kirliliğin önlenmesine yönelik çabaları güçleştirir hale getirmektedir.

NÜFÜSÜN ARTMASI ÇEVRE VE DENİZ KİRLİĞİNİN ARTMASINDAKİ NEDENLERDEN BİRİ
Nüfusun artmasıyla beraber çevre ve deniz kirliliğinin yaygınlaşmasına dikkat çeken Ferhat Güldiken şu ifadeleri kullandı,''Kalabalık şehirlerde gerekli düzenlemeler yapılmıyor bence çünkü çevre ve deniz kirliliği konusunda nüfüs artışının önemli etken olduğunu düşünüyorum.İkinci bir neden ise zayıf şirketlerin yetersiz kaldığını ve hem çevreyi hem de denizi korumak için konunun uzmanı, işini bilen kişilerin sürece dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum.''dedi.
DENİZ KİRLİLİĞİN NEDENLERİNDEN BİRİSİ DE EĞİTİMSİZLİK
Deniz kirliliğin en önemli nedenlerinden eğitimsizlik olduğuna dikkat çeken Özgür Öncel,''Deniz kirliliğinin birçok kaynağı olduğunu düşünüyorum.Sanayi atıkları, evsel atıklar, tekne ve gemi kirliliği ile plastik atıklar bunların başında geliyor. Bence en büyük etken gemi trafiği. Özellikle bölgemizden sürekli gemi geçişi oluyor.Sadece yük gemileri değil, yolcu gemileri de buradan geçiyor. Seyahat sırasında bu gemiler denize atık bırakıyor ve bu durum deniz kirliliğini ciddi şekilde arttırıyor.
Bunun yanı sıra yerel yönetimlerin de üzerine düşeni yeterince yapmadığını düşünüyorum çünkü bazı belediyelerin çalışmaları bu konuda yetersiz kalıyor ama asıl eksiklik bence eğitimde. İnsanlarımızın çevre bilinci yeterli değil.Mesela yanı başında çöp kutusu varken çöpünü yere atan insan sayısı hiç az değil. Bu da gösteriyor ki hem denetim hem de eğitim konusunda daha fazla çaba gösterilmesi gerekiyor.''diyerek sitemde bulundu.
SAHİL KENARLARINDA EN ÇOK PLASTİK ŞİŞELER BIRAKILIYOR
Deniz kenarında normal atıktan çok pilastik şişelerin fazlalığına değinen Alihan Yürük ise;''Sahillerde ve denizde en sık rastladığım atık türü plastik şişeler. Özellikle yaz aylarında bu durum daha da göz önüne çıkıyor.İnsanlar denize girip güneşlenirken kullandıkları şişeleri, ambalajları geride bırakıyor ve bunlar hem denizi hem de kıyı şeridini kirletiyor.
Bence bu durumun belediyeyle ilgisi çok fazla değil, çünkü ortalıkta zaten çöp kutuları varken vatandaş yine de çöpünü rastgele bir yere atabiliyor. Bu daha çok bireylerin eğitim ve bilinç düzeyiyle ilgili bir mesele. İnsanların çevreye karşı daha duyarlı hale gelmesi, attıkları her çöpün doğaya ve denize verdiği zararın farkına varması gerekiyor. Toplumsal bilinç arttıkça bu tür kirlilik sorunlarının da azalacağını düşünüyorum.''şeklinde konuştu.
DENİZ KİRLİLİĞİ BALIKÇILIĞI VE DENİZ ÜRÜNLERİNİ OLUMSUZ ETKİLİYOR
Deniz kirliliği, balıkçılığı ve deniz ürünü kalitesini birçok açıdan olumsuz etkilediğini altını çizen Emir Kökten,''Deniz kirliliği, balıkçılığı ve deniz ürünü kalitesini birçok açıdan olumsuz etkileyebiliyor. Plastik atıklar, endüstriyel kimyasallar, petrol sızıntıları ve tarımsal gübre akıntıları denizlere karıştığında, önce plankton gibi besin zincirinin en altındaki organizmaları etkiliyor ve bu kirleticiler zaman içinde balıklarda ve kabuklu deniz ürünlerinde birikiyor.Bu yüzden bu kirlilık kıyı ekosistemlerini bozarak balıklatın giderek azalmasına tahrip olmasına ve dolayısıyla balıkçıların av verimliliğinin düşmesine yol açabiliyor.''dedi.
DENİZ KİRLİLİĞİ KONUSUNDA CİDDİ BİR ADIM ATILMIYOR
Belediyelerin ve yetkili kurumların deniz kirliliği konusunda aldığı önlemler hakkında tabloyu karamsar bulan Mert Canaz şöyle konuştu,''Deniz kirliliği konusunda ciddi bir adım atılmadığını düşünüyorum hem eğitim verme hem de önlem alma çalışmaları açısından.Yani mevcut durum görmezden gelinelerek sürdürümeye devam ediyor ve bireysel düzeyde de benzer bir ilgisizlik olduğunu düşünüyorum. Ona göre herkes kendi konforunu ve rahatını öncelikli görüyor, ortak bir sorumluluk bilinciyle hareket edilmiyor. Bu da hem kurumsal hem de bireysel ölçekte deniz kirliliğine karşı somut bir mücadele iradesinin oluşmasını engelliyor.''.dedi.
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI DENİZ KİRLİLİĞİ KONUSUNDA ETKİSİZ
Sivil toplum kuruluşlarının deniz kirliliğiyle mücadelede yeterince etkili olmadığını altını çizen Nazmi Bozkuş ise şu ifadeleri kullandı,''Sahada yapılan temizlik çalışmaları tek çözüm değildir.Buradaki asıl sorun insanların bilinçsiz bir şekilde çevreyi kirletiyor olmaları.Yani sivil toplum kuruluşlarının asıl görevi sahada temizlik yapmak değil, toplumu bilinçlendirmek olmalı. Japonya'daki gibi kurallara ve düzene sahip olmayan toplumumuzda insanların bu konuda "çok cahil" olduğunu düşünüyorum ve pandemi döneminde bu tür bilinçlendirme çalışmalarının yeterince yapılmadığını ve bunu beklememe rağmen beklediğini ama göremediğini ifade ediyor..
TESİS VE FABRİKALARDAN DENİZE DÖKÜLEN ATIKLARA ÇÖZÜM BULUNMALI
Tesis ve fabrikalardan denize dökülen atıklar hakkında konuşan fabrika işçisi Abdulkerim Karataş ise ,''Sanayi tesislerinin ve fabrikaların varlığı konusunda net bir tavırtavırk kolay değil çünkü fabrikalar bize istihdam sağladığı kadar insanlara ekmek parası da kazandırıyor fakat bu tesislerden çıkan kirli dumanın havaya, atıkların ise doğrudan denize karıştığını görmek bizi çok rahatsız ediyor.Yani bu soruna bir çözüm bulunmasını temenni ediyoruz”.şeklinde konuştu
YAŞADIĞIM BÖLGEDE DENETİM DÜŞÜK
Sultangazi’de yaşayan Naz çiftçi isimli vatandaş, bölgenin denize yakın olmamasına rağmen yoğun sanayi faaliyetinin çevre kirliliği açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti ve sözlerini şu ifadeler ile kullandı, “Yaşadığım yer olan Sultangazi denize yakın bir bölge değil, bu yüzden geri dönüşüm sisteminin yetersizliğinin doğrudan deniz kirliliğine bir katkısı olduğunu söyleyemem. Ancak bölgemizde yoğun bir sanayi faaliyeti bulunuyor ve bu sanayileşmenin, özellikle yanlış ya da denetimsiz şekilde yürütülmesi durumunda, çevreye ciddi zararlar verdiğini düşünüyorum. Hava kirliliği bunun en somut örneklerinden birisi. Hem doğaya hem de insan sağlığına doğrudan etkisi var.
Asıl sorun, bu konuda yerel yönetimlerin,belediyelerin ya da muhtarlıkların ne ölçüde çalışma yürüttüğü. Maalesef bu noktada net ve tatmin edici bir bilgiye sahip değilim ve sanayinin yarattığı çevresel etkiyi azaltmaya yönelik somut bir çabaya şahit olmadığımı söyleyebilirim. “dedi.
SÜZGEÇ SAYISININ ARTTIRILMASI GEREK
Denizden çıkan çöplerin temizlenmesi konusunda belediye ve valilik ekiplerinin sahadaki çalışmalarını değerlendiren Şerif Kütükçü şu ifadeleri kullandı, "Denize yerleştirilen süzgeçlerin fazlalaşması gerekiyor. Çünkü deniz kirliliğinin önüne geçilebilmesi ve daha fazla alana koyulabilmesi adına önemli bir durum. Bu konuda beklentimiz büyük. " dedi.
|
|