
Siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, kent konseyi, milletvekilleri, kanaat önderleri ve belediye yönetimi… Herkes aynı konuya farklı açılardan bakıyor. Herkes konuşuyor, görüş bildiriyor. Ancak tüm bu açıklamaların ötesinde, Esenyurt’ta hissedilen bir gerçek var: Gerginlik.
Çünkü mesele basit bir yapı değişikliği değil. Mesele; dört mahallenin çocuklarının oynadığı, gençlerin nefes aldığı, yetişkinlerin sosyalleştiği bir parkın geleceği.
Bir tarafta “daha büyük ve kapsamlı bir emniyet binası şart” diyenler var. Haksız da sayılmazlar. Artan nüfus, büyüyen şehir, değişen güvenlik ihtiyaçları… Bunlar görmezden gelinemez.
Diğer tarafta ise “park kalsın” diyenler var. Onlar da haklı. Çünkü betonun arttığı şehirlerde yeşil alanlar sadece park değil, aynı zamanda nefes alma alanıdır. Özellikle çocuklar için…
Üstelik bu parkın bir geçmişi var.
Esenyurt’un kurucu Belediye Başkanı Dr. Gürbüz Çapan’ın bu alanı İller Bankası’ndan almak için verdiği mücadele, ardından Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu’nun burayı ilçeye kazandırarak yaşayan bir park haline getirmesi… Bu alan sıradan bir yer değil, bir emeğin sonucu.
Bugün gelinen noktada iki taraf da aslında aynı şeyi istiyor: Esenyurt’un iyiliğini.
Ancak gözden kaçırılmaması gereken çok daha önemli bir gerçek var.
Bir toplumun huzuru sadece güvenlik binalarıyla sağlanmaz.
Asıl huzur, eğitimle gelir.
Eğer biz çocuklarımıza modern, çağdaş ve güçlü bir eğitim sunabilirsek; gelecekte ne bu kadar büyük adliye binalarına ne de devasa emniyet komplekslerine ihtiyaç duyarız.
Sorunun kökü güvenlik değil, eğitimdir.
Esenyurt’un da, Türkiye’nin de en büyük meselesi budur.
Bu yüzden tartışmayı sadece “emniyet mi, park mı?” noktasında sıkıştırmak eksik kalır.
Asıl soruyu sormalıyız:
Nasıl bir gelecek istiyoruz?
Betonların yükseldiği bir şehir mi, yoksa çocukların özgürce koşup oynadığı bir yaşam mı?
Cevap aslında çok net.
Çocuklar gülerse şehir huzur bulur.
Ve ben diyorum ki:
Çocuklar, koşun… oynayın… eğLENİN… Çünkü bu şehir sizinle güzel.
|
|